Sayfa 84-85-86-87 - 9. Sınıf Dil ve anlatım

SAYFA 86:
1-boşluklar
*mecazı mürsel
*kişileştirme
*temel anlam
*açık istiare
2-D,Y,D
SAYFA 87:
3-E
4-A
5-D
6-A
7-C
SAYFA 88:
8-D
9-D
10-C
SAYFA 85:
kara gönlümde.....:mecaz:kötü yerine kara adlandırılmış.
ani bir üzüntü......:benzetme:dertlerini, sıkıntılarını alev gömleğine benzetmiş.
kır ata......:deyim aktarması:insana özgü birşey doğaya aktarılmış.
ayağını yorganına....:kinaye:hem gerçek anlamı hem mecaz anlamı vardır.
hafız osman........:benzetme:hafız osmanı ışıka benzetiyor.
mor menekşe.......:deyim aktarması:insana özgü birşey doğaya aktarılmış.
her nereye.....:tariz:gerçekten böyle birşey olmaz tam tersini kastedmek istiyor.
böyle çalışırsan....:tariz:tam tersini söylemek istiyor.
gönlüm gibi.....:teşhis:mektubu kişileştirmiştir.
evden izin.....:ad aktarması:iç-dış ilişkisi. evden değil içindekiler kastedilmiş.
şişler hazır........:ad aktarması:iç-dış ilişkisi.mangal değil içindeki kastedilmiş


sayfa 76:

1-Y,D,D
2-C

sayfa 77:

3-B
4-B
5-kitab-ı ver:belirtme hali
kiatb-ı kaybolmuş:iyelik eki
gez-i güzeldi:fiilden isim yapan ek
okul-a gitti:yönelme hali
saat üçe beş kal-a geldi:zarf fiil eki
eli kan-a-dı:isimden fiil yapan ek
8-kiloca o....:bakımından anlamı
yürekler acısı.......:abartma anlamı
böyle çocukça......:benzerlik anlamı
dayımlar yaza.....:yok
sınıftaki Ali'ler......:aynı adı taşıyanlar
gelen misafirleri kapıda......:bulunma hali
gelen misafirleri ayakta........:bulunma hali
bireden ayağa.......:ayrılma hali
senden iyi arkadaş.......:ayrılma hali
bence bu kazak........:göre anlamı
küçükken sıkıntıdan.......:ayrılma hali
her taraf kağıttan.......:ayrılma hali
bir saat önce seni okulda.........:bulunma hali
işe gitmek..........:yönelme hali
4.etkinlk syf 83
kuşun kanadını tedavi ettirdi = gerçek anlam
Uçağın kanadında arıza çıktı = yan anlam
Kırıldı kanadım kaldım çaresiz = mecaz anlam
Takımın sağ kanadı bu maçta iyiydi = terim anlam

syf 84
3.Macera başlamak üzereymiş o gün,
Sürücelmiş bu ateş yıllarca ... istiare yapılmıştır benzetilen ateş
4.Bir ruh o derin bahçede ...ruh kelimesi insan sözcüğü yerine kullanılmıştır mecazı mürsel yapılmıştır
5.Ey benim sarı tamburam,
sen ne için inlersin?
içim oyuk.... hem mecaz hem gerçek anlamını düşündüren sözcükler vardır tamburanın içi gerçekten oyuktur ayrıca kişi mecaz olarak içim oyuk derken derdini ifade etmek istemiştir kinaye sanatı yapılmıştır
6.hediye namıyla bir şey gönderme.... Huzuri
şair burada cimri ve bencil birisini eleştirmektedir "komşun evi yanar iken söndürme" derken tam tersini imalı bir şekilde ifade etmek istiyor yani tariz sanatı yapılmıştır

6.etkinlik syf 85
örnekler mecaz çeşidi mecazın nasıl yapıldığı
Kara günümde elimden tuttu = mecaz = kara kelimesi gerçek anlamın dışında
Ani bir üzüntü.... = istiare = alev gömleği aşık olmya benztlmiş
Kır ata nal mı dayanır?.... = kişileştirme = dağların uykdn uyndrlması teşhs yplmıs
Ayağını yorganına göre uzat = kinaye = hem gerçek hem mecaz...
Hafız Osman... = istiara = bezetilen ışık benzeyen hafız osman
Mor menekşe ... = intak , teşhis = menkşe konşturlmş ve insn kşiliği almış
Her nereye.... = tariz = tam tersini dmk istemis
Böyle çalışırsan.... = tariz = aslında olamayacağını ifade etmktdir
Gönlüm gibi... = teşhis = gönlünü nameye(mektuba) benzetmiş
Evden izin almadan... = M.Mürsel = ev derken aile demeke iistiyor
Şişler hazır... = m.mürsel = şişler derken etlerden kastediyor.

Yorum (0) Yorum yaz!

Sayfa 11-37-45 - 11. Sınıf Dil ve anlatım Ders Kitabı

sayfa 11
3. etkinlik
metinlerin sınıflandırılması sözlü anlatım: söylev
açık oturum
sempozyum
forum münazara
yazılı anlatım
öğretici metin: mektup
günlük
anı
biyografi
gezi yazısı
sohbet
deneme
makale
eleştiri
sanatsal metin
göstermeye bağlı metin: tiyatro
anlatmaya bağlı metin: hikaye
masal
fabl


Alp Arslan dönemini çevirdim ama pek iyi olmadı, yine de yazayım dedim…



EBUL FETH

Tuğrul Bey’in son zamanları gelmiş ama tahtını bırakacak bir çocuğu yoktu. Uzun düşünceler sonunda Çağrı Bey’in oğlu Süleyman’ın geçmesinin iyi olacağı sonucuna vardı. İyi yetişmiş biriydi, hükümdarlığı becerebilirdi.
Ölüm günü yaklaşmıştı, vasiyetini hazırladı. Düşündüğü gibi Süleyman’ın yerine geçmesini istedi vasiyetinde. Bir süre sonra da hayata gözlerini yumdu.
Süleyman sultan olacaktı ama buna engel olan biri vardı. Kardeşi Alp Arslan karşı geldi ve kendisini sultan ilan etti. Ama o tahtı isteyen yalnızca Alp Arslan değildi.
Kutalmış, taht için hak iddaa ediyordu. O geçmeliydi tahta! En sonunda ayarlanıp Alp Arslan’a karşı ayaklandı. Ancak bu ayaklanma hayatını kaybetmesine mâl oldu.
Taht mücadeleri çok uzun süre devam etti. Ölümler, kavgalar… Aslında hiç biri bu kavgaların zararlı olduğunu düşünemiyor gibiydi.
Her sultanın olduğu gibi Alp Arslan’ın da vezire ihtiyacı vardı. Düşündü düşündü ve en iyisi Nizamülmülk’ü getirmekti. Nizamülmülk devleti çok faydalı bir vezirdi.
Alp Arslan bir çok sefer yapmıştı. Bizans’ın önemli kalelerinden birini alması sonucu ebul feth ünvanını almıştı. Bu ünvanı Abbasi halifesine borçluydu.
Bir sürü isyanla uğraşan Alp Arslan, ağabeyinin isyanıyla da uğraşmak zorunda kalmıştı. Bu isyan üzerine Kavurd’un yönettiği Kirman üzerine sefer düzenledi. Ama Kavurd’un aklı başına gelmişti ve Alp Arslan’dan özür diledi. Alp Arslan da sonuçta büyük bir sultandı ve kişilik sahibiydi..
Yine sefer düzenledi. Ve yine ebul feth Alp Arslan orayı da itaat altına aldı. Buradan atalarının yaşadığı Cent’e giderek dedesi Selçuk’un mezarını ziyaret etti. O güçlü, ebul feth Alp Arslan burada yine normal bir insan haline dönüşmüştü ve dedesine özlemle üzüldü. Ama o güçlüydü ve çevresindekilere belli etmemeliydi. Üzüntüsünü içine gömdü ve seferlerine devam etti.
Bu da İki Buçuk’a yazdığım devam, bu da pek iyi değil ama…
“Bu şoförlerle de bir kere atışmasam olmaz!” diye iç çekti ve şoföre seslendi. Ama bu şoför sanki çok haklıymış gibi yine tersliyordu. Sinirleri tepesine çıktı ve ısrarla para üstünü istedi. Kavga gürültü alabildiği para üstünü cebine koyup yerine iyice yerleşti.
Yerinde, kendine kızgın bir şekilde düşünürken dolmuş ineceği durağa gelmişti. Dolmuştan indi ve işe giderken binmesi gereken diğer dolmuşa bindi.
Bu sefer kendine engel olabilmiş, parayı vermemişti. İnerken verecekti.. Şoför sinirle bağırdı ve yine tartışma çıktı. Bu sefer ki sebep parayı vermeyişiydi. Şimdi de bedavacı damgası yemişti.
Sinirle şoföre bir beşlik fırlatı dolmuştan indi. Sözünü tutabilceğine emin olamasa da, bir daha dolmuşa binmemek için kendine söz verdi…

——————————————————

sayfa 12 de 6. etkinliği öğretici metin olarak

(ülkemizin her şekrinde her yerinde rastladığımız ,yıkık dökük tarihi eserlerimizden araştırılıp geçmişten daha fazla bilgi edinilmeye çalışılıyor.bu defaki araştırmA ÜÇAĞAÇ TÜRBESİ İÇİNDE MEZAR OLMADIĞI HALDE TÜRBE KABUL EDİLEN bu harabe geçmişten günümüze kadar birçok hikayalere konu olmuş ve adklık olarak bilinmektediinsanlar üç ağacın ordasında bulunan bu harabeyi üç ağaç olarak adlandırmıştır.araştırmada tam 7 kişi çalışıp bu harabenin bir an önce geçmişinde ne olduğunu bulmak için ülkemizdeki önemli kazıcılar,tarihi kalıntı uzmanları birçok araştırma yapmıştır.sonucunda ise bu kalıntının 100 yıl önce bir kümes olduğu sonucuna varılmıştır.aslında insanların türbe diyerek dua ettikleri yerden tavuklara ait parçalar bulunmuştur.

————————————————————–

SYF:16-17-18
3)C
4)A
5)C
6)B
7)D
8)D
9)E
10)B
11)D
12)B
13)C
14)E
15)A
DİL VE ANLATIM HOCASI TARAFINDAN CEVAPLANMIŞTIR.

———————————————————

Sayfa 21
1. Geçmişte mektubun önemi büyüktü. Çünkü mektup tek iletişim aracıydı. İnsanlar sadece mektupla birbirlerine haber verebiliyor sadece mektupla birbirlerinden haber alabiliyorlardı. Bu nedenle geçmişte mektubun önemi büyüktü. Ancak günümüzde mektubun önemi ve yeri kalmamıştır. Mektubun yerini kısa msj e-posta gibi teknolojik iletişim araçları almıştır.
2. bir iş başvurusu yapmak ya da resmi makamlardan bir talepte bulunmak için dilekçe yazarız
3. kısa msj e-posta yoluyla gönderilen iletiler mektubun işlevini yerine geirmektedir.
4. Mektup kişiliğimizin bir aynasıdır..
Basit bir yazı türü gibi görülmesine rağmen mektubun da kendine özgü bir düzeni,bir disiplini,bir planı vardır.
3. etkinlik
Mektup, yazının bulunduğu tarihe kadar ortaya çıkmış eski edebiyat türlerinden biridir. Eldeki en eski örnekler; Mısır firavunlarının diplomatik mektupları (MÖ 15. - 14. yüz yılları) ile Hitit krallarının Hattuşa (Boğazköy) arşivinde bulunan mektuplarıdır. Batı edebiyatında mektup türünün ilk örneklerini, Yunan edebiyatında görürüz. Mektup, bir edebiyat türü olarak, özellikle Latin edebiyatında gelişip yaygınlaşmıştır.. Rönesans’tan bu yana Avrupa’da çeşitli ülkelerde bu türün yaygınlaştığı görülür.. Mektup türünün Türk edebiyatında epey uzun bir geçmişi vardır. Münşeatlarda (Nesir halindeki yazıları bir araya toplanmasından meydana gelen eserlere denir.) resmi ve özel mektuplara geniş yer verilirdi. Şinasi’ nin öncülüğünde başlayan düz anlatım akımı, mektuplarda da etkisini göstermiş; Tanzimat’tan bu yana yazılan özel mektuplarda yapmacıksız, doğal bir anlatım kullanılmıştır.

———————————————————–

Sayfa 23
1. Özel mektupların giriş bölümünde mektubun yazılış amacı,
Gelişme bölümünde hakkında bilgi ve ya istekleri
Sonuç bölümünde ise saygı sevgi içeren sözler bulunmaktadır.
2. Oğuz Atay’ın kızına yazdığı mektupta yazı ve imla kuralları günümüzde geçerliliğini korumaktadır.
4. etkinlik
‘Seninle birlikte yaptığımız seyahatler ne hoştu ne güzeldi’
Cümlesinde seninle ve birlikte kelimeleri aynı anlamdadır birlikte kelimesi gereksizdir o yüzden anlatım bozukluğu vardır
————————————————————–

sayfa 24
1.özel mektuplarda gönderici ile alıcının birbirlerine karşı özel durumlarının yanında ele alınan konunun da metnin dil ve cümle yapısına yani üslübuna etkisi vardır.
2.incelediğim mektuplarda oğuz atay ve hamdi tanpınar ın mektupları aldıkları mektuplara cevap vermek için yazılmıştır. ahmet kutsi tecer ise kendi durumunu bildirmek için yazmıştır. mektupların yazılış amaçları da giriş bölümlerinde belirtilmiştir.
3.oğuz atay ve ahmet hamdi nin mektuparı özel mektuplar olduğu için gönderici alıcı ilişkisi yönünden bir içtenlik söz konusudur. oğuz atay kızına, ahmet hamdi de arkadaşına aralarında konuşabilecekleri herhangi bir konud mektup yazmışlardır. mektuptaki bu gönderici alıcı ilişkisi ve konular mektuparın dil ve cümle yapısını belirlemiş, bir içtenlik oluşturmuştur. ayrıca ahmet hamdi nin mektubu biraz daha edebidir.

5. etkinlik
“sninle birlikte yaptığımız seyahatler ne hoştu ne güzeldi” cümlesinde seninle ve birlikte kelimeleri aynı anlamı ifade ettikleri için biri gereksizdir.

——————————————————————————–

sayfa 25 6. etkilik
_sana mekyup yazdım ancak bi cevap alamadım.
_kardeşim kaplan, bir yığın can sıkıntısı, üzüntü ve yorucu iş arasında mektubuna cevap veremedim.
_makelem hakkında da bişey sölemedin
_haklısın , o güzel makalene de vaktinde teşekkür etmem lazımdı.
_beğendiğine sevindim.
_artık birinci sınıf bir muharrir olduğuna hiç şüphe etmiyorum.
_senin gbi ir edebiyatçıdan bu sözleri duymak çok güzel, gururlandırıyorsun beni.
_sana bağlı olduğum için bundn mesudum.
_ben de öyle çok çok mesudum. orhan seyfi de makaleme cevap verdi daha doğrusu eleştiride bulundu diyelim karşılık vermemek için kendimi zor tuttum
_orhan seyfi biraderimiz, daha doğrusu yusuf ziya beyin biraderi, raks manzumesi için yaptığı latif tenkitten sonra, bu sefer de senin yazdığına cevap vermiş. ben okumadım, yine kafiyelere çatıyormuş. tabi görüşlerimiz ayrı. münakaşaya değmez . hakikat şu ki kafiyeye bağlıyım.

arkadaşlar bu kadar gerisini siz getirin

_sana mekyup yazdım ancak bi cevap alamadım.
_kardeşim kaplan, bir yığın can sıkıntısı, üzüntü ve yorucu iş arasında mektubuna cevap veremedim.
_makelem hakkında da bişey sölemedin
_haklısın , o güzel makalene de vaktinde teşekkür etmem lazımdı.
_beğendiğine sevindim.
_artık birinci sınıf bir muharrir olduğuna hiç şüphe etmiyorum.
_senin gbi ir edebiyatçıdan bu sözleri duymak çok güzel, gururlandırıyorsun beni.
_sana bağlı olduğum için bundn mesudum.
_ben de öyle çok çok mesudum. orhan seyfi de makaleme cevap verdi daha doğrusu eleştiride bulundu diyelim karşılık vermemek için kendimi zor tuttum
_orhan seyfi biraderimiz, daha doğrusu yusuf ziya beyin biraderi, raks manzumesi için yaptığı latif tenkitten sonra, bu sefer de senin yazdığına cevap vermiş. ben okumadım, yine kafiyelere çatıyormuş. tabi görüşlerimiz ayrı. münakaşaya değmez . hakikat şu ki kafiyeye bağlıyım.

arkadaşlar bu kadar gerisini siz getirin

7. etkinlik
tarih kağıdın sol üst köşesine yazılır. ad soyad ve imza kağıdın sağ alt köşesine yazılır. hitap sol üst köşeye yazılır. adres kağıdın sol alt köşesine yazılır
*mektuplarda kağıt düzeni önemlidir. çünkü mektuplar kişiliğimizin aynasıdır.

——————————————————————————–

sayfa 26
1. verilen mektup örneği türk dil kurumuna bzı eserler istemek için yazılmıştır.
2.özel mektuplar arkadaşlar ve akrabalar arasında haberleşmek için yazılır. iş mektupları ise kişi ve kurumlar arasında veya kurumlar arasında sipariş satış gibi konularda yazılır.
3.açıklayıcı anlatım
4.özel mektuplarda içten ve samimi bir üslup varken iş mektuplarında ciddi bir üslup vardır bu yüzden iş mektuplarında kısa açık ve somut bir anlatım vardır

8. etkinlik
anlatım bozukluğu yoktur.

——————————————————————————–

sayfa 27
1.dilekçelerde resmi bir üslup kullanılır gereksiz sözcükten ve süsten kaçınılır.
2. incelenen iş mektubu ve dilekçe şekil özellikleri ve konu bakımından birbirlerine benzemektedir.konu olarak da istek söz konusudur. ancak iş mektubu kurumlar arasında dilekçe kişi ile kurumlar arasında yazılmıştır.
9. etkinlik
erzurum büyükşehir belediyesine burs başvurusunda bulunmak üzere öğrenci belgesi düzenlenerek tarafıma verilmesini istiyorum cümlesinde “bulunmak” yerine “kullanmak” olmalıdır.
10. etkinlik
öyküleyici ve açıklayıcı anlatım kullanılmıştır.
11.etkinlik
göndergesel işlevde kullanlmıştır

————————————————————–

Ağabeyini affetti ve göreve devam etmesine izin verdi Ama dolmuş şoförlerinin sanki bunla bir derdi vardı Saygımız,sevgimiz,karakterimiz,inancımız,görüş ve düşüncelerimiz hatta kültürümüz mektubumuza yansır Bu alanda yazanların başında Cicero (MÖ 106 - 43) gelir Özellikle Fransa’da mektup türü büyük gelişme göstermiştir sayfa 28
12, etkinlik kutuların hepsi işaretlencek!
13.etkinlik
özel mektup
özellikleri
akraba dost arkadas arasında yazılır . içtenlik hakimdir belli kurallara göre yazılır

iş mektupları
özellikleri
özel kurulusların birbirie veya vatandaslara gönderdikleri mektuplardor ciddi bir anlatımı vardır belli kuralları vardır
dilekçe
özellikleri
bir istekte bulunmak bilgi vermek amacıyla kişilerin resmi mekanlara yazdığı mektuplardırkısa ve özanlatın ypılır belli bir plana göre yazılır

—————————————————————

30 31 ölçme değerlendirme

1-*mektup
*yazılış amacı -konudan
*arz -rica -arz ve rica
*özel-iş-edebi mektup
2-*D
*D
*D
*Y
*Y
*D
*D
3-D
4-C
5-E
6-B
7-E
8-B
9-B

———————————————————–

SAYFA 33

1-) Batı devletleri gelişmiş devletler olduğu için batılılaşırken çağdaşlaşmışlardır.Çağdaşlaşıp gelişmiş bir devlet de uygarlaşır.

2-) —-,

3-) —-,
ANLAMA YORUMLAMA

1-) Kanun,adalet,demokrasi,insan hakları,eşitlik,
yeni kavramların kaynağı : avrupa ülkeleri

2-) Öğretici metin türleri : Makale , deneme, eleştiri,köşe yazıları,haber yazıları,anı,biyografi,mektup günlük

3-) a) tabloya yazılacak metin.

Toplumu bilgilendirmek ve eğitmek amacıyla öncelikle düzyazı türleri gelişmiştir.Öğretici metinler adını verdiğiniz bu metinler gazete aracılığıyla yazımızda yer almaya başlamıştır.Bunlar
eleştiri,makale,köşe yazıları,deneme,anı,biyografi,mektup,günlük vb gibi yazı türleridir.

c) Tanzimat edebiyatı batı kültüründe etkilenilmiştir.Fakat eski edebiyatın yani klasik edebiyatının özelliklerine alışıldığı için onlardan da yararlanılmış ve kullanılmıştır.

ç) O zaman batıyı örnek almışız.Bugünde örnek almaya devam ediyoruz.Ama özel yerlere yabancı kelimeler kullanılması, öz dilimizi bozduğu için olumsuz bir örnektir.

4-) Temel ilkelerini M.Kemal Atatürk’ün belirlediği Atatürkçülük bir düşünce olarak akıl ve bilimi temel almış Türk kimliğini koruyarak çağdaşlaşayı hedeflemiştir.Bu açıdan dolayı gelişen ve hareketli bir kavram diyebiliriz..

ÖLÇME VE DEĞERLENDİRME

1-) d,d,y
2-) a
3-) doğu-batı
4-) c
5-) —-,

—————————————————–

sayfa 36 9 soru

1- Kısa, samimi ve sevecen bir anlatım vardır. Sanat kaygısı yoktur.
2- Günlüklerde anlatılanlar önce yaşanılmış, daha sonra yazılmıştır.
3- Kendisi için yazmıştır.
4- İnandırıcı buluyorum. Çünkü anlatılanlar mübalağasız ve günlük hayatta insanın yaşayabileceği şeylerdir.
5- Günlüklerde gözlem ve kişisel dikkat önemlidir. Çünkü yazar çevresinde olup bitenleri ince ayrıntılarıyla anlatmıştır.
6- Öyküleyici ve betimleyici bir anlatım, akıcı bir dil ve kısa cümleler kullanılmıştır.
7- Bence tema yazarın o an ki ruh hali ve kişisel duyguları.
8- Betimleyici anlatım türü kullanılmıştır: “Yeats öksürükler aksırıklar içinde iki üç şiirini okudu. Sevgili ihtiyar ses! Gökyüzü hala kapalı ve puslu.”
9- Ağırlıklı olarak göndergesel işlevde kullanılmıştır.



sayfa 36

4.etkinlik

kısa yazılardır
olay yaşayan kişi tarafından yazılır
içten bir analtım vardır

yaZarın hayatından izler taşır
olaylar tarih atılarak yazılır
5. etkinlik anlatım bozukluğu

çorba yarım dilim ekemek biftek, barbunya, salata yedim,
..ANLATIM BOZUKLUĞUNUN SEBEBİ .. yüklem eksikliği
akıcılık:akıcı bir metin anlaşılır bir dil
duruluk:duru ve açık bir metin
yalın:yalın bir metin

sayfa 37
8.eTKİNLİK

gerçek anlamlı:ekmek,süt,köfte
metne kazandırdıklarI: Olayın gerçekten yaşandığı

mecaz anlamlı:bayılmak,atmak,ısmarlamak, hava yapmak
metne kazandırdıkları:farklı kavramları ve durumları karşılayabilmek için kullanılmıştır

————————————————–

sayfa 37

9.eTKİNLİK

ses düşmesi:kayboldu, resmi, kahvaltı

sebebi:ünlüyle başalyan ek alması

ses türemesi:evde-y-im
hava-y-ı

masa-y-ı
radyo-s-u

sebebi:yardımcı sese ihtiyaç olması

sayfa 37

anlama ve yorumlama

1>yazma alışkanlığı gelişir kendini dah iyi tanır.
2>
3>eksik yönlerini görür rahatlar

Yorum (0) Yorum yaz!

Sayfa 51-57-58-60 - 11.Sınıf Dil ve anlatım Etkinlikleri

Sayfa 51
Hazırlık Çalışmaları
Soru 5 : Tv , Gazete, Dergi, İnternet
Soru 6: Bir hayat hikayesi yazmanın zorluğu ve yazarlara werdiği önem.(bu yanlıs olabilr

1.Etkinlik:
İnsanların araştırma, öğrenme istekleri,ihtiyaçlarından kaynaklanmaktadır.
3.Etkinlik:

Biyografi Ve Tarihsel gelişimi
Kendi alanlarında ünlü olmuş, siyaset adamı, edebiyatçı, sporcu, bilim adamı, ses, sinema, tiyatro sanatçısı, gazeteci, ticaret adamı gibi kişilerin hayatlarını, neler yap-tıklarını, ülke ve dünya insanlığına neler kazandırdıklarını, hayatlarının önemli başarılarını ve dönüm noktalarını bütünüyle anlatan yazı ve kitaplara biyografi (yaşamöyküsü) denir.

Bir kişinin hayatını ayrıntılı olarak veren kişisel biyografi kitapları olduğu gibi, birden çok kişinin hayat hikâyelerini bir araya getiren genel biyografi eserleri de var-dır.

Örneğin antolojilerde, ansiklopedilerde, yıllıklarda birden çok kişinin biyografileri çok kısa olarak ana hatlarıyla verilir. Bu eserlerde ya da yazarın kitabının arka kapağında veya iç sayfasında yer alan biyografiler genellikle kısadır. Ayrıntıları atılmış daha çok doğum ölüm tarihleri, doğum yerleri, bitirdikleri okullar, çalıştıkları işler, yazdıkları eserler ve önemli başarıları anılmakla yetinilir.

Her döneme, her mesleğe ve her millete ait kişilerin biyografilerini veren eserlere evrensel biyografi, bir millete ait kişilerin biyografilerini verenlere ulusal biyografi, bir bölgeye mensup kişilerin biyografilerinin toplandığı eserlere bölgesel biyografi, belli bir mesleğe mensup kişilerin yer aldığı eserlere meslekî biyografi, belli bir dönemde yaşayanların hayat hikâyelerinin verildiği eserlere de dönem biyografisi denir. Dönem biyografisine çağdaş insanların yer aldığı Who's Who? (Kim Kimdir?) adlı eseri gösterebiliriz.

Biyografiler yazım tekniğine göre de farklılıklar arz etmektedir. Bunları kısaca şöyle sınıflandırabiliriz:
a. Bilimsel biyografi
Biyografik bilgileri kronolojik bir sıra içerisinde, alt başlıklar halinde, onun dönemi içindeki konumunu, getirdiği yenilikleri, gösterdiği başarıları, eserlerini, eserlerinin değişik özelliklerini eleştirel bir tutumla, belgelere, araştırma ve incelemelere dayalı olarak veren çalışmalara bilimsel biyografi ya da biyografik monografi denir. Bu tür eserlerde kişinin doğumu, yetişmesi, öğrenimi, çalışma hayatı, türlerine göre eserleri, eserlerinin önemi, şekil ve muhteva özellikleri, başarıları, ödülleri ve başka özellikleri bölümler halinde verilir. Bilimsel biyografi türüne şu örnekler verilebilir: Mehmet Kaplan, Tevfik Fikret Devir-Şahsiyet-Eser (1971); İsmail Parlatır, Recaizade Mahmut Ekrem (1995); Ö.Faruk Huyugüzel, Hüseyin Cahit Yalçın'ın Hayatı ve Edebî Eserleri Üzerinde Bir Araştırma (1984).

b. Biyografik roman
Roman, hikâye gibi tahkiye kurgusu içerisinde, olay anlatımı üslûbuyla kişiyi bir roman kahramanı gibi olayların içindeki konumlarıyla sunan eserlere de edebî biyografi ya da biyografik roman denir. Biyografik romanlarda kişinin ruhsal ve fiziksel özellikleri, davranışları, duyguları, düşünceleri, tepkileri, tavır alışları, giyinişi gibi pek çok değişik özellikleri ayrıntılı olarak verilip bir anlamda onun portresi çizilir. Hayatı içerisinde canlı, yaşayan bir kişilik olarak sergilenir. Buna örnek olarak M. Emin Erişirgil'in Mehmet Akif /İslâmcı Bir Şairin Romanı (1956); Tahir Alangu'nun Ömer Seyfettin (1968) adlı eserleri verilebilir. Ayrıca Oğuz Atay'ın Bir Bilim Adamının Romanı (1975) adlı romanı da bu türün en iyi örneklerindendir. Yazar bu romanında hocası Mustafa İnan'ı merkez alarak bir dönemin idealist neslinin hayatını yansıtmıştır.

c. Nekroloji
Ölen ünlü bir kişinin hemen ölümünden sonraki günlerde genellikle gazete ve dergilerde yakın çevresinde yer alan kişiler tarafından onun üstün niteliklerinin, erdemlerinin, çalışmalarının ve diğer özelliklerinin anı üslûbuyla anlatıldığı yazılara denir. Bu yazılar bir anlamda öleni çok seven birinin ağıtları, duygusal, öznel açıklamalarıdır. Bu tür yazılara örnek olarak Yahya Kemal'in ölümü dolayısıyla kaleme alınmış şu yazıları verebiliriz: Vehbi Cem Aşkun, "İstanbul Aşığını Kaybetti" (Dünya, 5 Kasım 1958); Nimet Behsuz, "Büyük Şairin Arkasından" (Yeni Gün, 3 Kasım 1958); Cenap Gedikoğlu, "Bir Dev Şair Göçtü" (Yeni Gün, 5 Kasım 1958).

Oto-biyografi: Bazı ünlü kişiler hayattayken kendi hayat hikâyelerini yazmışlar-dır. Bunlara da oto-biyografi (özyaşamöyküsü) denir.

Önceleri biyografiler, genellikle kralların, büyük din adamlarının ya da olağanüstü kahramanlıklar göstermiş ki şilerin hayatıyla sınırlıydı. Bunların biyografilerinde genellikle onların gerçek özelliklerinin ve niteliklerinin yanında efsanevî, menkıbevî özellikleri de vurgulanırdı. Kahramanların yüceltilmiş kişilikleri o topluma bir özgüven aşılıyor, ayrıca model kişilikleri sunularak onlar gibi olunması salık veriliyor ve bazı hikmetli davranışlarıyla da ibretli dersler verilmesi amaçlanıyordu. Örneğin Tanzimattan önce klâsik Türk edebiyatında yazılan menakıb-nameler, tarikat büyüklerinin kerametlerle dolu olağanüstü hayatları verilir.

Türk edebiyatında ilk biyografik eser, Malik Bahşi'nin Feridüddin-i Attar'dan çevirmiş olduğu Tezkiretü'l-Evliya'dır.
Daha çok mesleklerine göre düzenlenmiş ve birden fazla kişinin biyografisinin yer aldığı tezkire, menakıb, vefeyat, devha, sefine, tuhfe, hadika, fihrist, silsilename, şa-irname, gazavatname, sicil gibi adlar altında birçok eser kaleme alınmıştır.

Menakıpname ya da velâyetname denilen eserlerde tarikat büyüklerinin, evliyaların, pir ve şeyhlerin olağanüstü halleri, kerâmetleri ve diğer kişisel özellikleri anlatılır. Yayımlanmış bazı menakıpnamelere şu örnekler gösterilebilir: Hacımsultan Velâyetnamesi (Rudolp Tschudi); Hacı Bektaş Velâyetnamesi (Erich Gross).

Vakayinamelerde de birçok devlet adamının biyografilerine ait malzemeler bulmak mümkündür.
Şuara Tezkireleri: Şairlerin biyografilerine, eserlerine yer veren, şiirleri hakkında değerlendirmelerin bulunduğu eserlere şuara tezkiresi denir.

Türk şairlerinin biyografilerinin toplandığı ilk Türkçe şuara tezkiresi XV. yüz-yılda kaleme alınan Ali Şir Nevayî (ö.1501/907) 'nin Mecâlisü'n-Nefâis (1491/896) adlı eseridir.

Tanzimattan günümüze kadar yazılmış biyografilere şu örnekleri verebiliriz: Re-caizade Mahmut Ekrem, Kudemadan Birkaç Şair (1885); Muallim Naci, Osmanlı Şair-leri (1890); Beşir Fuad, Viktor Hugo (1886); Süleyman Nazif, Mehmet Akif (1924); Kenan Akyüz, Tevfik Fikret (1947); Mehmet Kaplan, Namık Kemal Hayatı ve Eserleri (1948); Olcay Önertoy, Halit Ziya Uşaklıgil, Romancılığı ve Romanımızdaki Yeri (1965); Birol Emil, Mizancı Murad Bey, Hayatı ve Eserleri (1979); Nurullah Çetin, Behçet Necatigil, Hayatı, Sanatı ve Eserleri (1998).


SAyFa 57:
1. Hiç bir fikir katılmamıştır içine nesneldir.Kişiler hakkında bilgi werir.
2.Bütün hayatı anlatılmıştır. Askeri Siyasi,Aile , yazar ve şair hayatı ele alınmıştır
3.Ailesinin bilgili olması erkenden okula başlatmaları, şiire olan ilgisi,etrafında yazmaya müsait konuların çok olması.
4.Bir çok kaynaktan yararlanılmış. Hayatı anlatılmış. Bu yazılar nesnel olduğundan bilgi ve belgeler kaçınılmazdır.
5.Şüphe uyandırdı ve yazar kendi görüşlerini katardı insanların aklında bir soru bırakırdı yani eğer belgelere dayandırılmasaydı.
7. Aynı
SayFa 58
8.Çok önemlidir. Bize bizim değerlerimizi kültürümüzü gösterir.
9.Biyografide ise tarihten izler taşıyan anı ve günlüğü yazan olayları yaşayandır.kişilerin hayatlarını anlatır.
10. Öğretici anlatım türüyle yazılmıştır.

SayFa 60
Hayatım Metni sorusu:
Ömer Seyfettinde bütün hayatı bir başkası tarafından yazılmıştır bunda ise Hasan Ali Uücel kendisi belirli bir yere kadar yaşadığı zamanı yazmıştır
Anlama ve Yorumlama
1.Kronolojim önemli olaylarım, kişisel özelliklerim , düşünce hayatımı ve ilgi alanlarımı yazardım

Yorum (0) Yorum yaz!

Sayfa 117-120-125-129 - 11. Sınıf Dil ve Anlatım Etkinliklerinin

ELEŞTİRİ (TENKİT)

HAZIRLIK

1- Eleştiri tarafsız bir şekilde yapılmalıdır. Eleştirilenin iyi ve kötü yönlerini ortaya koyarak değerini bildirmelidir. Böylelikle eleştirilene kılavuzluk eder.

2- Hiciv: yergi
Taşlama: Kapalı bir biçimde, dolaylı olarak söz söyleme, tariz.
Eleştiri: 1 . Bir insanı, bir eseri, bir konuyu doğru ve yanlış yanlarını bulup göstermek amacıyla inceleme işi, tenkit. 2 . Bir edebiyat veya sanat eserini her yönüyle değerlendirerek anlaşılmasını sağlamak amacıyla yazılan yazı türü, tenkit, kritik.
Tenkit: Eleştirme, eleştiri.
Kritik: Eleştiri.

3- Bir eser veya kişiyle ilgili fikirlerin söylenmesi eserin yada kişinin değerinin ortaya konması ve eser veya kişinin doğruya yöneltilmesi bakımından önemlidir.

4- ‘’ Herkes düşünceme katılırsa yanılmış olmaktan korkarım.’’ sözü insan yanlış yapsa dahi yanlış yapanın yanlışlarını gösterecek birisi olmadığı için doğruları bulamamaktan korktuğunu anlatmak için söylenmiştir.

5- Yapılan eleştiriler özellikle olumlu eleştiri ise insanda merek uyandırmaktadır.

1. ETKİNLİK

Yazınsal Yaratmada Bireyin İşlevini Nasıl Anlamalı?
Bir yapıtın açıklanmasında yazarın yaşamöyküsü, yapıtın anlaşılmasında temel bir öğe değildir; yazarın düşünce ve niyetlerinin bilinmesi de bu yapıtın anlaşılmasında temel bir öğe olamaz. Yapıt, önemli bir yapıt olduğu ölçüde, kendi gücüyle yaşar ve anlaşılır ve çeşitli toplumsal sınıfların düşüncelerinin çözümlenmesiyle de doğrudan doğruya açıklanabilir. Bir yazın ya da felsefe yapıtında bireyin işlevini yadsımak, yadsımak mı demektir? Kuşkusuz hayır. Ne var ki, bütün gerçekler gibi bu işlev de eytişimseldir (diyalektiktir), dolayısıyla onu neyse öyle anlayıp kavramaya çalışmak gerekir.

Yazın ya da felsefe ürünlerinin, yazarlarının yapıtları olduğunu yadsımayı kimse düşünemez; ne ki bunların da kendi mantıkları vardır, dolayısıyle keyfe bağlı yaratmalar değillerdir hiç de. Yazınsal bir yapıtta hem kavramsal bir dizgenin iç bağlantısı, hem de bir canlı varlıklar dizgesinin iç bağlantısı vardır; bu bağlantı, bunların birtakım bütünler oluşturduğunu gösterir; bu bütünlerin parçaları, birbirlerine göre, birbirlerinin yardımıyle, özellikle temel özleri yardımıyle anlaşılıp kavrayabilirler. Böylece, bir yandan şu sonuç çıkar ortaya: Yapıt ne denli büyük olursa o denli de kişisel olur; çünkü, ancak çok zengin ve güçlü bireylik, henüz oluşmakta bulunan ve topluluğun bilincinde pek az belirlenmiş olan bir evreni düşünüp görebilir ve son ayrıntılarına dek bunu yaşayabilir. ama bir yandan da şu sonuç çıkar ortaya: Bir yapıt ne denli büyük bir düşünür ya da yazarın kaleminden çıkmışsa o denli de kendi gücüyle kendini anlatabilir; dolayısıyle tarihçinin, yapıtı yaratanın yaşam öyküsü ya da düşüncelerine baş vurmasına hiç gerek kalmaz. En güçlü kişilik, düşünsel yaşamla en iyi özdeşleşen kişiliktir, toplumsal bilincin etken ve yaratıcı bütün temel güçleriyle en çok özdeşleşen kişilik. Bir yapıtın güçsüz ve tutarsız yanlarını anlamak söz konusu olduğunda ancak, yazarın kişiliğine ve yaşamının dış koşullarına baş vurmak zorunluluğu doğar çok kez.

Böylece, Goethe’nin pek yazınsal bir değer taşımayan bir sürü benzetme oyunları, hatta Faust’un birtakım cılız, güçsüz yanları, yazarın Weimar sarayında karşı karşıya bulunduğu zorunluklarla açıklanabilmektedir. Ama Goethe artık kendine yaraşır düzeyde bulunmadığı andadır ki Weimar bakanı yapıtta ön sıraya geçip varlığını duyurur.

Demek, toplumla bireyi, tinsel değerlerle toplumsal yaşamı birbirine karşıt görmek şöyle dursun, gerçek, bunun tam tersidir. Toplumsal yaşam, yaratma gücünün en son noktasına eriştiğinde, her ikisi de, en yüce biçimleri içinde birbirleriyle kaynaşmış olurlar; yazın alanında bu böyledir, felsefede, siyasal alanında da böyle. Racine ya da Pascal’ı PortRoyal’dan nasıl ayırabilirsiniz. Munzer’i Köylüler Savaşından, Luther’i din devriminden, Napoléon’u imparatorluktan ve Fransız Devrimiyle eski rejim arasındaki sürekli kavgadan? Tersine, topluluk ortaklığa dönüştüğünde, birey güçsüzleşip göze batar duruma geldiğinde aradaki karşıtlık iyice derinleşir. Ama o zaman da, yazınsal yaratma tarihinde, derin bilginleri çok ama yazınsal düşünce tarihçisini pek az ilgilendirebilecek olan yazılarla karşı karşıya bulunuruz artık..

( Lucien Goldmann. Matérialisme dialectique et histoire de la littérature, Çeviren: Tahsin SARAÇ, Türk Dili Dergisi, Eleştiri Özel Sayısı , Mart 1971)
Kaynak: [hide]http://www.aof.edu.tr/[/hide]

HASAN BOĞULDU
“Hasan Boğuldu” hikâyesiyle yeniden, bitmez tükenmez zenginliklerle dolu
Anadolu'ya açılmış oluyoruz. Anadolu'da acı gerçekler, fakirlik ve ıstırap vardır, fakat onların yanı sıra, hatta onların içinde şiir, aşk ve yiğitlik de mevcuttur. Anadolu halk edebiyatının şaheserleri olan Kerem ile Aslı ve Köroğlu hikâyelerinde de biz, hayatın bu iki büyük kaynağını bulmaz mıyız? Fakat gerçeği fark etmek için görmesini bilmek, onun güzelliğini dile getirmek içinse şair olmak icap eder. Sabahattin Ali bu iki meziyete de sahiptir. “Hasan Boğuldu”, onun bu iki meziyetini ortaya koyduğu en güzel eserlerinden birisidir.
Hikâyede, baştan sona kadar, bir fon musikisi gibi, tabiatın güzelliği çağıldar.
Yazar, usta bir ressam gibi, dış âlemde gördüğü her şeyi tespit eder. Fakat bu tabiatın içinde, ondan fışkırmış gibi güzel, canlı insanlar vardır. Yörük kızı Emine, bahçıvan Hasan! Yazar, yine bir yörük kızı olan Hacer'in ağzından onların hazin ve güzel aşk ve ölüm hikâyelerini anlatır. Yazarın kendisi ile Hacer'in varlıkları hikâyeye bir çerçeve teşkil ederler. Onlar da Emine ve Hasan gibi, kendilerini çeviren tabiatın güzelliği içinde yer alırlar. Hikâyeyi anlatan Hacer, Emine ile aynı obaya mensuptur. Öyle ki biz hikâyeyi dinlerken ikisini birbirine karıştırır gibi oluruz. Yazar da Hacer’i tasvir ederken Hasan gibi, onun kendisinden çok farklı bir insan olduğunu hisseder. Fakat yazar ile Hacer arasında aşk duygusu değil, aynı yola giden iki insan arasındaki dostluk ve yardım duygusu vardır. Hasan ile Emine'nin aşk maceralarına karşı duydukları derin ilgi de onları birleştirir.
Hikâyenin esasını Emine ile Hasan arasındaki aşk teşkil etmekle beraber, hikâyede, hikâyeci ile Hacer'in varlıkları da önemlidir. Zira biz Emine ile Hasan'ı onlar vasıtası ile tanırız. Yazar bize Emine ile Hasan'ın yaşadıkları topraklarla Hacer'i, Hacer ise Emine ile Hasan'ı tanıtırlar. Yazar ile Hacer, tabir caizse, tablonun ön planını, Emine ile Hasan, arka planını teşkil ederler. Hikâye içinde hikâye ve şiir, eski devir hikâyelerini hatırlatır. Fakat burada anlatış tarzı, dil ve üslûp eski hikâyelerdekinden çok farklıdır.
Eski Türk hikâyelerinde tabiat ve gerçek, bu kadar zengin ayrıntı ile anlatılmaz. Daha önce de söylemiş olduğumuz gibi Sabahattin Ali'de batılı ressamlara has bir dikkat ve itina vardır. Onun dış âleme bakış tarzı, hikâyeye, tabiatın zenginlik ve safiyetini getirir. Hacer'in anlattığı hikâyeye de yazarın ses ve üslubunun gizli bir şekilde karıştığı, onu ayarladığı hissolunur. Hiçbir halk hikâyesi bu kadar temiz, düzgün, doğru, ayıklanmış bir dile sahip değildir. Hacer'in naklettiği Emine'ye ait aslında yazarın kaleminden çıkan- türkü de kafiye yapısı ve kompozisyon bakımından, halk türkülerine nazaran çok düzgündür. Bütün hikâyede halkı ve halk kültürünü seven, onları sevgi ile benimseyen, fakat onlara kendine göre bir çekidüzen ve mana vermek isteyen bir aydının varlığını hissederiz.
“Hasan Boğuldu” hikâyesine, bir araya geldikleri zaman daima güzellik duygusu uyandıran üç büyük ebedî tem “tabiat”, “aşk” ve “ölüm” hakimdir. Fakat yazar bunları, renkli elişi kâğıtlar gibi birbirine yapıştırmaz, yaşanılan hayatın tabii şartları içinde birleştirir. Hikâyede tasvir geniş bir yer tutmakla beraber, olay ve olay ile ortaya konulan ana fikir de önemlidir. Olay ana fikre bağlı olduğu için önce onun üzerinde duralım.
Hasan ile Emine birbirini severler ama birleşemezler. Sebebi, birisinin ovalı, ötekisinin dağlı olmasıdır. Maddî şartlar insanlar arasında sınıf farkları yaratır ve bu farklar birleşmeye engel olur. Yörük kızı bu farkın tam şuuruna sahiptir. ‹lk karşılaşmalarından birinde, Hasan,
yörük kızma, sırtında taşıdığı heybeyi eşeğin üstüne atarak rahat etmesini teklif edince yörük kızı:
— Olmaz, der. Ovada heybeyi eşeğe taşıtırsam, koca dağa bu yük ile nasıl çıkarım. Yörüklerin hayatını, üstünde yaşadıkları, sürülerini otlattıkları dağ tayin eder. Dağda yaşamak, ovada yaşamaktan daha zordur, Hasan kendisine evlenme teklif edince
yörük kızı:
“Ne ben senin köyünde edebilirim ne sen benim obamda” der.
Birleşemeyişin başka bir sebebi, yine tabiat şartlarının doğurduğu sosyal münasebetler, örf, âdet ve inanç farklarıdır.
Hasan Emine'ye, köye gelin geldiği zaman: “Sen bahçeye bakarsın, ben zeytine giderim, kimseye muhtaç olmayız.” deyince Emine şu cevabı verir:
“- İnsan nereye giderse rızkı da beraber gidermiş, bunu düşün düğüm yok. Ama ben dağlıyım, bu çukur ovalarda kalamam. Köyünüzün eli kınalı kızlarına karışamam, senin içine dert olur. Yörük kızı geldi de Hasan'ı elimizden aldı derler, benim içime dert olur, yörük kızı dağdan köye, çadırdan eve inmemeli.”
Hasan ısrar edince, Emine, aynı fikri şöyle tekrar eder: “Hasan, ovada büyüyen dağda yapamaz... Dağın suları serindir ama yolları sarptır. Kar altında odun kesmek bahçeye bostan ekmeye benzemez. Benim erim diye götürdüğüm adamı obamın yiğitleri kınamamalı.”
Hasan'a nazaran Emine daha gerçekçidir. İnsanı bir bütün olarak çalışma hayatı ve sosyal çevresi ile beraber alır.
Hasan, ille de Emine ile evlenmede ısrar edince, “kırk has okka tuz” dolu bir çuvalı, durup dinlenmeden dağa çıkarmakla denenir. Yükü düz ovada eşeğine taşıtan Hasan bu imtihanı kazanamaz ve daha sonra “Hasan boğuldu” adını alan bir büvette intihar eder.
Bu nevi kuvvet deneme ile ilgili anektotlara “Dede Korkut Kitabı’nda da çok rastlanılır. Zaten Anadolu yörükleri, “Dede Korkut Kitabı”nda anlatılan Oğuzların devamıdırlar. Kadın tipleri, erkek telakkileri, hayata bakış tarzları da onlarınkini andırır.
Sabahattin Ali'nin hikâyesindeki insanlar üç ayrı sosyal tabakaya mensupturlar:
a) Almanya'da öğrenim görmüş, tabiata resim terbiyesi almış bir sanatçı gözü ile bakan yazar,
b) Düzovalı bahçıvan Hasan,
c) Dağda yaşayan yörükler. Hasan ile Emine'nin hazin aşk hikâyelerini anlatırken yazar, sosyal bir gerçeği de ortaya koymuştur.
Yazarın kendi üslubu ile Hacer'in hikâyeyi anlatışı arasında bir ifade farkı varsa da bu sosyal bir farka tekabül etmez. Hasan ile Emine'nin macerası geçmişte meydana geldiği ve efsaneleştiği için, Hacer, zaruri olarak “-misli geçmiş” i kullanır. Mümkün olduğu hâlde yazar, taklidi üsluba başvurmaz. Bu da onun şekle değil öze önem verdiğini gösterir. Hikâyede Hacer ile Emine'nin kendi şiveleri ile konuşmalarına içerik bakımından lüzum yoktur.
Sabahattin Ali, anlatımında, ifadesini süslemeye değil, tabiat ve insanların özelliklerini sade bir dil ile belirtmeğe önem verir. Kuvvetini kelime oyunlarından değil, gerçeğin ayrıntılarına dikkat etmekten alır:
“Köyün daşına çıkıp zeytinler arasına dalınca Hacer sarı entarisinin eteklerini dolayıp beline soktu; alçak topuklu, kalın rugan ayakkabılarını çıkarıp heybesine koydu; toprak üzerinde çıplak tabanlarının izini bırakarak yürümeye başladı. Başındaki ince, oyalı yazmanın altında küçük bir bal kutusu gibi kabaran altınlı fesi, her adımda hafifçe titriyor; uzun boyu heybenin ağırlığı ile azıcık öne eğiliyordu.”
Bu paragrafta “sarı entari”, “alçak topuk”, “kalın rugan ayakkabı”, “ince, oyalı yazma” sıfatlan, değiştirme veya güzelleştirme değil, görüleni tespit gayesini güder.
“Küçük bir bal kutusu gibi kabaran altın fesi” ifadesi de, yörük kızı Hacer'in kıyafetinin özelliğini belirtmek için kullanılmıştır. Sabahattin Ali'nin üslubu, “berrak” tır, gerçeği bir örtü gibi değil, bir ışık veya hava gibi sarar.

2. ETKİNLİK

Eleştiri Türünün Özellikleri
(Tarihi Gelişimi ve Temsilcileri)
Eleştiri de temeli düşünce olan yazı türüdür. Konu sınırlaması yoktur. Sanat, edebiyat ya da düşünce yazılarının içeriği ile bu içeriğin işlenişini, değerli ve değersiz yönlerini ortaya koyan bir yazı türüdür. Yazarın yazıyı kendine göre, yazıyı ilgilendiren topluma göre, kendi alanındaki diğer çalışmalara göre değerlendirdiği yazılardır.

Bir eseri değerlendirme amacıyla yazılan yazılara eleştiri denir.Eleştiride eserin yada sanatçının gerçek değerinin belirtilmesi amaçlanır.

Eleştirmeci,bir sanat eserinin gerçek değerini,özünü yapılışını,değerli-değersiz yanlarını ortaya koyar.Eleştirmecinin görevi güzellik yaratmak değil,yaratılmış güzelliği yargılamak,okurlara tanıtmaktır. Eleştiriler; okura dönük eleştiri,topluma dönük eleştiri,sanatçıya dönük eleştiri,yapıta dönük eleştiri… olmak üzere türlere ayrılır.
Herhangi bir kişiyi, bir eseri, bir konuyu doğru ve yanlışlarını göstererek anlatmak amacıyla yazılan kısa metinlerdir. Hedeflenen öğeyi doğru ve yanlış yönleriyle tanıtmayı amaçlayabileceği gibi, bu öğenin doğru tanıtılmasını sağlamayı ve bir değerlendirmeyi de hedef alabilir. Edebiyat sorunlarını ve yapıtlarını konu alan inceleme, yorum ya da değerlendirme olarak da tanımlanabilir.ister şahsi zevklerle ister estetık prensııplere gore sıstemlı bır sekılde degerlendirmedir.nazmın kururlarını bildiren ilim olarakda bilinir.yazar; objektif olmalı eseri dıkkatle ınceleyebılmelı; analiz ve yorumlayabılmelı, geniş açılarla geniş bir bilgiyle ve hassasiyetle eseri degerlendirme kabibiliyetine sahip olmalıdır. Eleştiri okulları üçe ayrılır: Yansıtma, yaratma, dil. Yansıtma, eserin doğaya benzediğini savunur. Yaratma, eserin iç dünyasıdır, yani sanatçı. Dil ise, Rus biçimcilerinin yöntemidir ve eseri dil sistemi olarak görür.
Türkiye’de Eleştiri

Tanzimat dönemi Romantikleri Şinasi, Namık Kemal, Recaizade Ekrem, Abdülhak Hamid; Realistleri Samipaşazade Sezai, Beşir Fuad, Nabizade Nazım, Mizancı Murad’tır.
Serveti Fünun döneminde, Cenap Şahabettin intikad (sahte parayı gerçeğinden ayırmak)anlayışıyla tenkit eder. Halit Ziya, Mehmet Rauf, Nabizade Nazım, Hüseyin Cahit dönemin eleştiricileridir.
Cumhuriyetin ilk yıllarında eleştiri Yahya Kemal ve Ahmet Haşim’le başlar. İsmail Habip Sevük ve Ahmet Hamdi Tanpınar eleştiriyi edebiyat tarihi içinde ele alırlar. Nurullah Ataç, Suut Kemal Yetkin iki öznelci eleştirmendir.
Sistematik eleştirmenler Asım Bezirci, Fethi Naci, Hüseyin Cöntürk bağımsız yöntemi geliştirdi. Sabahattin Eyüboğlu ile Vedat Günyol hümanist eleştirmenlerdir. Çağdaş eleştirmenler Mehmet Kaplan, Tahsin Yücel, Akşit Göktürk, Şara Sayın, Ünsal Oskay, Murat Belge, Orhan Burian, Tahir Alangu, Memet Fuat, Mehmet Doğan, Bedrettin Cömert, Enis Batur, Nihat Sami Banarlı, Cemil Meriç, Kenan Akyüz, Melih Cevdet, Konur Ertop, Orhan Şaik Gökyay, Alpay Kabacalı, Cevdet Kudret, Agah Sırrı, Berna Moran, Rauf Mutluay, Yaşar Nabi, Ahmet Oktay, Atilla Özkırımlı, Nermi Uygur ve Fuat Köprülü.
Dünya edebiyatında Boielau, A. France, Türk edebiyatında ise Mehmet Kaplan, Nurullah Ataç, Cemil Meriç ve Hüseyin Cahit yalçın eleştiri türünün önemli temsilcileridir. Edebiyatımızdaki ilk eleştiri Namık Kemal’in Tahrib-i Harabat’ıdır.

Eleştirinin belirleyici özellikleri nelerdir?
• Düşünsel plânla yazılır.
• Konu, yazının sonuna dek değerlendirilmesi yapılan esere bağlı kalmalıdır. Eser ile ilgili, değerli ve değersiz diye gösterilen yargılar, eserden alınacak örneklere dayandırılmalıdır.
• Yazar, yargılarında belirli ölçülere bağlı kalmalı, eleştirileri nesnel olmalı, “beğendim, hoşuma gitti”… gibi öznel değerlendirmelerden kaçınmalıdır. Bunun yanında eleştiri yazısını okutacak olan elbette eleştiri yazarının kendine özgü konuyu ele alış biçimi, kendine özgü yorumlayışı ve anlatımındaki üslûbudur.
• Eleştirisi yapılan çalışma, bütün boyutlarıyla ele alınmalı, kendi türü içindeki bilimsel, sanatsal, toplumsal yere oturtulmalıdır. Alanındaki diğer çalışmalarla karşılaştırılarak bu türe kattıklarıyla, kendisinden beklendiği halde katamadıklarıyla ele alınmalıdır.
Bu da gösteriyor ki eleştiri yazarı, her konuda eleştiri yazısı yazamaz, ancak uzmanı olduğu alanda yazabilir. Eleştiri yazarının alan bilgisi, eleştirdiği çalışmayı yapanın alan bilgisi ile en azından aynı düzeyde olmalıdır.Anı Mektup Biyografi Günlük Roman Tiyatro Fıkra R
Kaynak: [hide]http://www.aof.edu.tr/[/hide]

İNCELEME
1- Eleştirilerin ortak özellikleri:
• Düşünsel plânla yazılır.
• Konu, yazının sonuna dek değerlendirilmesi yapılan esere bağlı kalmalıdır. Eser ile ilgili, değerli ve değersiz diye gösterilen yargılar, eserden alınacak örneklere dayandırılmalıdır.
• Yazar, yargılarında belirli ölçülere bağlı kalmalı, eleştirileri nesnel olmalı, “beğendim, hoşuma gitti”… gibi öznel değerlendirmelerden kaçınmalıdır. Bunun yanında eleştiri yazısını okutacak olan elbette eleştiri yazarının kendine özgü konuyu ele alış biçimi, kendine özgü yorumlayışı ve anlatımındaki üslûbudur.
• Eleştirisi yapılan çalışma, bütün boyutlarıyla ele alınmalı, kendi türü içindeki bilimsel, sanatsal, toplumsal yere oturtulmalıdır. Alanındaki diğer çalışmalarla karşılaştırılarak bu türe kattıklarıyla, kendisinden beklendiği halde katamadıklarıyla ele alınmalıdır.
Bu da gösteriyor ki eleştiri yazarı, her konuda eleştiri yazısı yazamaz, ancak uzmanı olduğu alanda yazabilir. Eleştiri yazarının alan bilgisi, eleştirdiği çalışmayı yapanın alan bilgisi ile en azından aynı düzeyde olmalıdır.Anı Mektup Biyografi Günlük Roman Tiyatro Fıkra R
Kaynak: [hide]http://www.aof.edu.tr/[/hide]
2- Eleştirmen, Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın ‘’Üç Şehitler Destanı’’nı şekil ve içerik bakımından inceleyerek eserin değerini ortaya koymak ve şairi yol göstermek amacıyla yazmıştır.

3- Eleştirmen, Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın ‘’Üç Şehitler Destanı’’nı şekil ve anlam bakımdan sorun olarak ele almıştır.

4- Eleştirmen, eseri açıklamak yada çözümlemek için Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın hayatına ve kişisel özelliklerine başvurmuştur. Örneğin Dağlarca’nın eskiden beri biçim kaygısı taşıdığı, serbest nazımdan kaçındığından bahsedilmesidir.

5- Eleştirmen ‘’Bu Günkü Türk Destanı’’nın oluşumunu etkileyen tarihsel ve sosyal koşulları bulmaya ve bunlar yardımıyla eseri açıklamaya yönelmiştir. Eleştirmen, Kurtuluş Savaşı’nın ve İnönü günlerinin koşullarını tespit etmeye çalışmıştır.

6- Eleştirmen eseri belli kriterlere göre eleştirmiştir.

7- Eleştiri yazılarının yazılış amaçları şunlardır:
Sanat, edebiyat ya da düşünce yazılarının içeriğini
Bu içeriğin işlenişini, değerli ve değersiz yönlerini ortaya koymaktır.

ETKİNLİK
Esere dönük eleştiri yazılarında konu, anlatım biçimi, olay örgüsü, simgeler, üslup, şiirin anlamı, ve şekil özellikleri eleştirini yapısını oluşturan özelliklerdir.


Metnin Yapısı
Değerlendirme
Konu
Orhan Borian, yazarın Kurtuluş Savaşını işlediğini söylemektedir.
Anlatım Biçimi
Yazarın konuyu destansı bir şekilde anlattığını söylemektedir.
Olay Örgüsü
Metinde safha safha Kurtuluş Şavaşı ve askerlerin savaş halleri anlatılmıştır.
Simgeler
Şiirde ecel, memleket, can gibi simgeler kullanılmıştır.
Üslup
Eleştirmen, şairin üslubunu geliştirerek yadırganmaz bir hale geldiğini söylemektedir.
Şiirin Anlam Özellikleri
Şiirde destansı anlatımın güzelliğinden ve dörtlüklein anlam bağlantısındaki beceriden bahsedilmiştir.
Şiirin Şekil Özellikleri
Şiirin dörtlüklerle ve ölçüsüz olarak yazıldığı söylenmektedir.


8- Orhan BURİAN’ın Mustafa Kemal, Yahya Kemal ve Nazım Hikmet hakkındaki tespitleri eleştiriye kültürel, ve bilimsel yazı bölümlerinden yararlanarak eleştirisine kıyaş ve inandırıcılık ve bütünlük katmıştır.

9- Denemelerde özel düşünceler ele alınır. Eleştiri tarafsız olmalıdır.
Her ikisinde de konu serbesttir.
Deneme dili, eleştiri diline nazaran daha özneldir.
Denmeler eleştiriye göre daha kısadır.

10- Eleştirmenin özellikleri şunlardır:
Eleştirmenin bilgi birikimine sahip olması gerekir.
Eleştirmen tarafsız olmalıdır.
Eleştirmen yapıcı olmalıdır.
Eleştirmenin dili açık, sade ve anlaşılır olmalıdır.
Eleştirmen, yazının sonuna dek değerlendirilmesi yapılan esere bağlı kalmalıdır
Eleştirmen, “beğendim, hoşuma gitti”… gibi öznel değerlendirmelerden kaçınmalıdır.
Eleştirmenin konuyu ele alış biçimi, kendine özgü yorumlayışı ve anlatımında üslubu olmalıdır.

11- Eleştiride açıklayıcı, kanıtlayıcı ve öğretici anlatım türleri kullanılmıştır.

12- Metinde dil çoğunlukla göndergesel ve şiirsel işleviyle kullanılmıştır.

4. ETKİNLİK
Anlatım bozukluğu yoktur.

5. ETKİNLİK
Kelime grupları genellikle temel anlamlarıyla kullanılmıştır.

6. ETKİNLİK
Yazarın, sanatını, sanatçılığını, iyi ve kötü yönlerini eleştiren eleştiri türüdür.

7. ETKİNLİK
Eserin yazıldığı toplumsal ortamın koşullarını değerlendiren ve böylelikle eseri açıklama çalışan eleştiri türüdür.

8. ETKİNLİK
Bir eseri iyi ve kötü yönleriyle ortaya koyan; eseri konu, anlatım biçimi, olay örgüsü, simgeler, üslup, şiirin anlamı, ve şekil özellikleri eleştirini yapısını oluşturan özelliklerdir bakımından inceleyen eleştiri türüdür.

9. ETKİNLİK
Yazarın öznel olduğu ve eleştirmenin bir okuyucu olarak yaptığı eleştiri türüdür.

10. ETKİNLİK
Konularına göre eleştiriler şunlardır:
a. Okura dönük eleştiri
b. Sanatçıya dönük eleştiri
c. Topluma dönük eleştiri
d. Esere dönük eleştiri

11. ETKİNLİK

Eleştirmenin Tavır ve Tutumlarına Göre Eleştiriler:

A) Öznel Eleştiri
Okura dönük eleştiri
Sanatçıya dönük eleştiri
Özellikleri:
Eleştirmenin kendi zevk ve ölçütlerine göre yaptığı eleştiri türüdür. Genellikle öznel yargılar yer alır.

B) Nesnel Eleştiri:
Topluma dönük eleştiri
Esere dönük eleştiri
Özellikleri:
Eleştirmenin kişisel yargılardan kaçındığı eleştiri türüdür. Amaç nesnel olmaktır.

12. ETKİNLİK
Vardır. Örnek Orhan BURİAN’ın eleştirisi.

ANLAMA YORUMLAMA

1- Eleştirmenin bir sanat eserini eleştirirken eserin yazıldığı dönemin güzellik, gerçeklik, bütünlük, olgunluk ve sadelik gibi kriterler dikkate alınmazsa eleştiri sağlıksız olur.

13. ETKİNLİK
Sanatçı toplumun içinden çıkar, sanatçını verdiği eser okura ve dolayısıyla topluma mal olur.

14. ETKİNLİK

TEK HECE

Var mı beni içinizde tanıyan?
Yaşanmadan çözülmeyen sır benim.
Kalmasa da şöhretimi duymayan,
Kimliğimi tarif etmek zor benim...

Bülbül benim lisanımla ötüştü.
Bir gül için can evinden tutuştu.
Yüreğine Toroslar'dan çığ düştü.
Yangınımı söndürmedi kar benim...

Niceler sultandı, kraldı, şahtı.
Benimle değişti talihi bahtı,
Yerle bir eylerim tac ile tahtı,
Akıl almaz hünerlerim var benim...

Kamil iken cahil ettim alimi,
Vahşi iken yahşi ettim zalimi,
Yavuz iken zebun ettim Selim'i,
Her oyunu bozan gizli zor benim...

Yeryüzünde ben ürettim veremi.
Lokman Hekim bulamadı çaremi.
Aslı için kül eyledim Kerem'i.
İbrahim'in atıldığı kor benim...

Sebep bazı Leyla, bazı Şirin'di.
Hatrım için yüce dağlar delindi.
Bilek gücüm Ferhat ile bilindi.
Kuvvet benim, kudret benim, fer benim...

İlahimle Mevlana'yı döndürdüm.
Yunus'umla öfkeleri dindirdim.
Günahımla çok ocaklar söndürdüm.
Mevla'danım, hayır benim, şer benim...

Kimsesizim hısmım da yok, hasmım da
Görünmezim cismim de yok, resmim de
Dil üzmezim, tek hece var ismimde
Barınağım gönül denen yer benim

Benim için yaratıldı Muhammed
Benim için yağdırıldı o rahmet
Evliyanın sözündeki muhabbet
Embiyanın yüzündeki nur benim
Cemal Safi

(ZEBUN: Güçsüz, zayıf, âciz) ( zebun etmek: güçsüz bırakmak, zavallı duruma düşürmek veya getirmek.) "Beni bir gözleri ahuya zebun etti felek."- Yavuz Sultan Selim.

TEK HECE ŞİİRİNİN ELEŞTİRİSİ
1938 yılında Samsun’da doğdu İlk ve ortaöğrenimini orada tamamladı. Şiire ilgisi küçük yaşlarda başladı. Ancak 40 yaşına dek fazlaca dışa açılmadı.
1978 yılından değişik çevrelerde duyulmaya başladı. Başta sevgi olmak üzere hemen her konuda şiir yazmaktadır. Ayrıca taşlamaları geniş çevrelerde bilinip okunmaktadır.
Şiirlerinin yaklaşık 40 tanesi Orhan Gencebay tarafından olmak üzere 150 kadarı bestelendi. Bunlardan Rüyalarım Olmasa ve Vurgun adlı şiirleriyle 1990 ve 1991’de yılın şairi seçildi.
Her yıl Akçay Şairler ve Bestekarlar Şenliğini düzenleyerek şiire olan katkısını sürdürmektedir.
Şiirlerinin bir bölümünü topladığı, Vurgun (1978), Sende Kalmış (2000) ve Kıyamete Kırk Kala (2002) adlı kitapları yayımlandı.‘’Var mı beni tanıyan’’ dizesiyle başlaması ve ben merkezli bir üslup kullanması ilk başta beni şaşırtmış ve eser hakkında ön yargılı olumsuz bir düşünceye sürüklemiştir fakat şiirin tamamını gözden geçirdikten sonra hem yanıldığımı anlayıp utanmış, hem de şairin dil ve üslubundaki ustalığı fark ettim.
Birçok kişinin gücüne ve varlığına inanmadığı ‘’aşk’’ tüm gerçekleriyle ele alan şair aynı zamanda şiirinde:
Yavuz iken zebun ettim Selim'i,
Lokman Hekim bulamadı çaremi.
Aslı icin kül eyledim Kerem'i.
İbrahim'in atıldığı kor benim...
Sebep bazı Leyla, bazı Şirin'di.
Hatrım için yüce dağlar delindi.
Bilek gücüm Ferhat ile bilindi.
İlahimle Mevlana'yı döndürdüm.
Yunus'umla öfkeleri dindirdim.
Benim için yaratıldı Muhammed
dizelerinde tarihi olay kişi ve kesitlere yer vermiştir. Böylelikle telmih sanatını bolca kullanmıştır. Bu sanatın yanında şair
Var mı beni içinizde tanıyan?
dizesinde istifham ( soru sorma) sanatından,
Yaşanmadan çözülmeyen sır benim.
Yangınımı söndürmedi kar benim...
Her oyunu bozan gizli zor benim...
Kuvvet benim, kudret benim, fer benim...
Mevla'danım, hayır benim, şer benim...
Evliyanın sözündeki muhabbet
Embiyanın yüzündeki nur benim
Dizelerinde benzetme (teşbih) sanatından
Niceler sultandı, kraldı, şahtı.
Benimle değişti talihi bahtı,
Yerle bir eylerim tac ile tahtı,
Kuvvet benim, kudret benim, fer benim...
Evliyanın sözündeki muhabbet
Embiyanın yüzündeki nur benim
dizelerinde tenasüp sanatı
Kamil iken cahil ettim alimi,
Kimsesizim hısmım da yok, hasmım da
dizelerinde ise tezat sanatından yararlanılmıştır. Şair şiirinde bu sanatlardan yararlanarak içeriği zenginleştirmeyi de ihmal etmemiştir.
Şiir,11’li hece ölçüsüyle ve abab cccb dddb … uyak düzeniyle yazılarak ilahi türüyle bütünleştirilmiştir.
Şairin dili anlaşır, yabancı kelimelerden uzak ve oldukça akıcıdır.
Şair; anlatılması zor, tarif edilmesi kolay olmayan bir duyguyu, o duygunun yerine geçerek bir çok kişinin yapamadığı ve yapamayacağı bir somutlamayı başarmış ‘’ilahi aşk’’ konusunu en güzel şekilde işlemiştir. Ancak şair bazen kendisinden ilahi aşk bazende Allah’ın kendisi olarak bahsetmiş. Bu durumda şairin tekniğini geliştirmesi gerektiğini düşündürmektedir.

Nur ŞALIŞ
HINIS ÇPL 11-TM SINIFI ÖĞRENCİSİ
Yukarıdaki eleştiri esere dönük eleştiridir.


15. ETKİNLİK

ÇEVRE KİRLİLİĞİ
Büyük bir hızla geliştiğini gösteren çevre kirliliği insanlar ve doğa üzerine çok büyük olumsuzluklar göstermektedir. Hayatımızı olumsuz yönde etkileyen bu çevre kirliliğinin sebebi de yine biz insanlarız. Nedense bunu yaptığımız halde hiçbir zaman kendimizi suçlamıyoruz.

Doğa felaketlerine yol açan çevre kirliliği hızla artmasına karşın biz insanlar u kirliliğin farkında bile değiliz. Oysaki bu felaketin meydana gelmesinde en önemli neden yine biziz. Neden artık bunu umursamıyor ki insanlar? Bu felaketle yüz yüze geldiğimizde de sebebini sadece doğa olduğunu düşünüyoruz. Öyle değil mi?
Bu çevre kirliliğinin sebebi biz insanlarız. Ancak büyük felaketle mi karşı karşıya geldiğimizde mi aklımız başımıza gelecek.


Şengül BİNGÖL
HINIS ÇPL 11-TM SINIFI ÖĞRENCİSİ


HERKES ŞAİR OLAMAZ
Herkes kendini şair sanır
Bir iki dize birleştirerek
Bunlar büyük ölçüde aldanır
Vakitlerini böyle geçiştirerek

Vakit harcamaktan başka
Hiçbir işi yok bunların
Ne sevgiye verirler ne de aşka
Hiçbir şey bildiği yok bunların

Boş bir hayale kapılmışlar
Şairlik bunların ruhlarında yok
Şairiz diye maalesef yanılırlar
Eğer böyleyse şairlik, şairlik

Şairlik iki üç dize birleştirmekse
Herkes şairliğini ilan etsin
Eğer şairlik içten gelecekse
Şiir yazmaya önem versin

Size buradan sesleniyorum
Şair olmaya kalkışmayın
İki üç dize birleştirip
Şairlerle yarışmayın


Rıdvan ÇETİNKAYA
HINIS ÇPL 11-TM SINIFI ÖĞRENCİSİ


O MENFAAT OLMASAYDI
Birbirlerine zarar verip dururlar
Birbirlerini bir hiç uğruna vurup dururlar
Hayatın her safhasında yorulurlar
O menfaat olmasaydı

Kalp kırmayı basit sanırlar
Dünya menfaatini mutluluk sayarlar
Her zaman bunlar yanılırlar
O menfaat olmasaydı

Bir hiçe baş koymuşlar hepsi
Hiç göz önüne almıyorlar kalpteki sonsuz hapsi
Hepsi basit maddeden yapılmış bir tepsi
Menfaat peşinden yuvarlanırlar

Hiçbirisinin de sevgisi kalmamış kalplerinde
Birbirini kaybediyorlar her seferinde
Şimdi herkesin en büyük neferinde
Ah o menfaat olmasaydı


Ümre EREN
HINIS ÇPL 11-TM SINIFI ÖĞRENCİSİ


16. ETKİNLİK

Bakınız: 1. etkinlik

ÖLÇME DEĞERLENDİRME

1- … sanatçıya dönük eleştiri…
… nesnel ve öznel …
… eleştiri…
2- (D)
(D)
(Y)
(D)
3- Yanıt: B
4- Yanıt: A
5- Yanıt: E
6- Yanıt: E
7- Yanıt: E

ÜNİTE SONU ÖLÇME VE DEĞERLENDİRME
1- Mektup…
2- … muhabir…
… Tercüman-› Ahval Mukaddimesi’dir.
…esere dönük eleştiri…
3- (D)
(Y)
(D)
(Y)
(Y)
(D)
4- C
5- E
6- A
7- E
8- B
9- C
10- E
11- E
12- B
13- A
14- C
15- E
16- B
17- D
18- C
19- B
20- B
21- E
22- D
23- A
24- A
25- A
26- A
27- A
28- A
29- C
30- B
31- E
32- E
33- E
34- D
35- B
36- E
37- C
38- C
39- D
40- E
41- E
42- D
43- A
44- B
45- D
46- A

Yorum (0) Yorum yaz!

Sayfa 91-93-94-95 - Dil ve Anlatım Soru ve cevapları

syfa 94
10.etkinlik
gizemli=etkileyici
beş=on
bir=on
yeşil=derin
karlı=sisli
her=birçok

7.8.9. meti
soru1)beş şehir de atatürkün,üzümcü de üzümcünün,sinekli bakkalda selim paşa konağının
soru2)verilen betimlemelere insan betimlemesi diğer betimlemelerde ise tabiat betimlemesi yapılmıştır
13.etkinlik sizin
10.metin
1)9.hariciye koğuşu metninde görünen dışında kahramanın ruh hali anlatılmış ve ruh çözümlemesi yapılmıştır.
2)yazar hastadır ve sevdiği kızla bir araya gelememektedir.Bütün bunlar yazarın pisikolojisini olumsuz yönde etkilemektedir.yazar,mutsuz ve karamsardır,kendini yanlız hissetmektedir
3)davranışlardan yola çıkarak bir insanın pisikolojik durumunun tahlil edilmesi de betimlemedie.buna tahlil denir

sayfa 95:
1-Atatürk, bir üzümcü, bir zaptiye nazırının oğlu
2-insan tasvirinin yapılmasıdır
11.etkinlik:
fiziksel özellikleri:
-yüzü, bıyıkları, siması, giyinişi, ağzı ve dudakları
ruhsal özellikleri:
-düşünceli hali, durgunluğu, dalgınlığı..

Sayfa 89
2.etkinlik
hafif dalgalı bir deniz ;denizde kara parçasıyla örülmüş bir kaya ;kayaların arkası yine sonsuz su.gökyüzü göz alıcı derecede masmavi;ve mavinin bütün tonlarındaki bulutlarla kaplı gökyüzü...

Sayfa 91


SIFATLAR TABLOSU
NİTELEME SIFATLARI:iri,mosmor,düz,koyu,siyah,süzgün,küçük,i nce,yaşlı
İŞARET SIFATLARI:bu geniş evin,bu büyük şehir
SAYI SIFATLARI:yirmi yıllık
BELGESİZ SIFATLAR:bütün sokaklar

syf 92-93

1) Manzaranın betimlemesi yapılmıştır.
2) İnce Memed ve Çarşı metinleri izlenim kazandırmak, Akdeniz Bölgesi metni bilgi vermek amacıyla yazılmıştır.
5) İnce Memed ve Çarşı metinlerinde özel ayrıntılar,Akdeniz Bölgesi metni genel ayrıntılar üzerinde durulmuştur.

sanatsal Betimleme:
1) İzlenim kazandırmak amacıyla yazılır.
2) Amaç sanat yapmaktır.
3) Değişik duyulara seslenen özel ayrıntılar üzerinde durulur.
4) Ayrıntılar subjektif olarak verilir.

Açıklayıcı Betimleme:
1) Bilgi vermek amacıyla yazılır.
2) Genel ayrıntılar üzerinde durulur.
3) Değişik duyulara seslenen özel ayrıntılar üzerinde durulur.
4) Ayrıntılar objektif (olduğu gibi) olarak verilir.
5) Nesnel bir tavır takınılır.

Yorum (0) Yorum yaz!